Farkındalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Farkındalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster


Bülbül'ün Gülü'ne ettiği iltifatlar ve güzel sözler, 
Bunları duyan diğer çiçekleri de etrafına toplar(mış)..
Peki, Gülü'nü bulan Bülbül aynı güzellikte öter mi başkasına? 
Asla..
Ötüyorsa bilin ki; kargadır o, karga.

[ Yâren-î  / Beşeri Âşk ]  
[ Şubat 2011 / İstanbul ]

Selam ve Dua ile..
Allah'a (c.c.) Emanetsiniz..
Devamını Okuyun »


İçeri bir Yâr girdiğinde, o anlamda herkese kapanır o..
Ve içerde bir Yâr varsa açılmaz... Açılamaz..
Sadakattendir bu.. Sahibinin sadakatinden..
Öyleki.. Sahibiyle ve sahibinin Yâriyle ilgilidir bu..
Yoksa, gelen gönlü güzeller ile olumlu/olumsuz zerre ilgisi yoktur..
Lakin öyle de olmalıdır beşeri anlamda..
Ya açıldığında içi boş ve kendisi aralıklı olmalıdır..
Ya da beşeri anlamdaki yeri sadece Yâr'i ile dolu ve kapalı..

İşte bu Gönül Kapısıdır..
Ve dışarısında tokmağı yoktur.. 
Buna ihtiyacı da yoktur..
Sadece kendiliğinden içerden açılır..
Ve gerektiğinde içerden kapanır..

Ve böylesi sadık kapıların değerini bilen muhataplarına Selam olsun..
Bilmeyenlere ise Yâren-î'nin iki çift kelamı vardır:
Değerini bilmek nasip olsun..
Ve Yâr... Sen de hiç bilmeyeceksen değerini, haberin olsun:
Kapı içerden üstüne kitlenmiştir..
Ama bilmelisin ki; değer vermediğin o kapının taliplisi de çoktur..
.........................
...........
......
..

.
.
[ Yâren-î  / Beşeri Âşk ] 
[ Ocak 2011 / İstanbul ]

Selam ve Dua ile..
Allah'a (c.c.) Emanetsiniz..
Devamını Okuyun »


asya (iç ses): durursam bir daha kurtulamam..
ilyas (iç ses): ziyanı yok, gülüşü yeter bize..
asya (iç ses): yüreğim kaydıysa günah mı?
ilyas (iç ses): çamura saplansam yardıma gelir misin?
asya (iç ses): elini tuttum.. sıcacıktı.. yüreği elimdeymiş gibi..
ilyas (iç ses): elinden tutuversem benimle gelir mi?
...........
.....
.
____________________________________________

Hani ancak fırtına dinince hissedebilirsin ya nefesini,
Dış sesini kestikçe insan, daha net duyuyor iç sesini..

[ Yâren-î | Beşeri Âşk ]
[ Ocak 2011 / İstanbul ]

Selam ve Dua ile..
Allah'a (c.c.) Emanetsiniz..
Devamını Okuyun »



Gir Tevekkül Kapısından İçeri

Zaman geçtikçe nasılda gösteriyor gerçekler kendini..
Kabullen artık; hem yordun, hem de çok yoruldun..
Tamam özlüyorsun anladık, ama şimdi dur biraz,
Şimdi durul biraz.. Sus ve dinlen ey divane Gönül;
Kışı kış gibi yaşa ki; baharın gelmesi tez olsun..
..
Ve şimdi...
Daha bir sıkı sarıl sadakat ipine..
Hıyanet etmeden emanet edilen sevgiliye,
Gir tevekkül kapısından içeri, 
Edebinle, Dua ile, Âşk ile..
Ve artık dillendirme..
Bıkrak kendini..
Sessizliğe..
......
...
.

[ Yâren-î | Beşeri Âşk ]
[ Ocak 2011 / İstanbul ]

Selam ve Dua ile..
Allah'a (c.c.) Emanetsiniz..
Devamını Okuyun »


Gül dikene sormuş;
- Neden üstümdesin? Batarsın diye kimse bana dokunamıyor!


Diken cevap vermiş;
- Herkes sana dokunsa bu kadar güzel olmazdın!


Selam ve Dua ile..
Allah'a (c.c.) Emanetsiniz..
Devamını Okuyun »



Göz gör(e)medikçe gönül soğuyorsa bu hevestir. 
Göz gör(e)medikçe gönül daha çok ısınıyorsa işte bu Âşk'tır. 
Ve yangının habercisidir..

[ Yâren-î | Beşeri Âşk ]
[ Ocak 2011 / İstanbul ]

Selam ve Dua ile..
Allah'a (c.c.) Emanetsiniz..
Devamını Okuyun »



Ey yoldaşını arayan yolcu!.. 
İnce eleyip sık dokumak elbet iyi bir şeydir..
Ancak bilesin ki; 
Sevgide ince eleyenlerin eleğinden büyük Âşk geçmez..

[ Yâren-î ]
[ Aralık 2010 / İstanbul ]

Selam ve Dua ile..
Allah'a (c.c.) Emanetsiniz..
Devamını Okuyun »


Tüm gayretine rağmen, harikulade bir istekle üzerine düşeni yapmana rağmen halen olmayan bir şeyler varsa, bil ki; elbet onda aşikar veya saklı bir hayır muhakkak vardır, yeter ki yeterince Teslim Ol Yaradana.. Allahu Âlem.

[ Yâren-î ]
[ Aralık 2010 / İstanbul ]

Selam ve Dua ile..
Allah'a (c.c.) Emanetsiniz..
Devamını Okuyun »


Ya sırtımıza alıp taşıyoruz, ya ayağımızın altına alıp çiğniyoruz. Öğrenemedik bi türlü yan yana yürümeyi. 

[ Ömer Hayyam ]

Selam ve Dua ile..
Allah'a (c.c.) Emanetsiniz..
Devamını Okuyun »


...

Sen de Artık ..

Dinlemek istemiyorsa özgür bırak, üsteleme.
İstemiyorsa bu sevdayı O, Sen de artık isteme..
O.. Kime inanmak istiyorsa gitsin, O'nu dinlesin,
Sen de... Seni kim dinlemek istiyorsa, O'na anlat.

Yâren

...

Selam ve Dua ile..
Allah'a (c.c.) Emanetsiniz..
Devamını Okuyun »


"Allah'ım! Recep ve Şaban'ı bize mübarek kıl! Bizi Ramazan'a ulaştır."
Hz. Muhammed ( s. a. v. )

Bugün itibariyle içerisine girmiş olduğumuz mübarek Üç Ayların, maneviyat mevsiminin hakkımızda hayırlısı olması dileklerimle..

Selam ve Dua ile..
Allah'a (c.c.) Emanetsiniz..
Devamını Okuyun »



UYAN EY GÖZLERİM GAFLETTEN UYAN

Uyan ey gözlerim gafletten uyan..
Uyan uykusu çok gözlerim uyan..
Azrail'in kasti canadır inan,
Uyan ey gözlerim gafletten uyan..
Uyan uykusu çok gözlerim uyan..

Seherde uyanırlar cümle kuşlar,
Dilli dillerince tespihe baslar..
Tevhit eyler dağlar,taslar,ağaçlar..
Uyan ey gözlerim gafletten uyan..
Uyan uykusu çok gözlerim uyan..

Semavatin kapularin açarlar,
Müminlere rahmet suyun saçarlar,
Seherde kalkana hülle biçerler,
Uyan ey gözlerim gafletten uyan..
Uyan uykusu çok gözlerim uyan..

Bu dünya fanidir sakin aldanma,
Mağrur olup taç-u tahta dayanma,
Yedi iklim benim deye güvenme,
Uyan ey gözlerim gafletten uyan..
Uyan uykusu çok gözlerim uyan..

Benim,murat kulun,suçumu affet..
Suçum bağışlayub günâhım ref'et..
Resul'un sancağı dibinde hasret,
Uyan ey gözlerim gafletten uyan..
Uyan uykusu çok gözlerim uyan..

Söz: III. Murat Han (Osmanlı Padişahı)
Beste: Ali Ufki


III. Murat Han bu şiiri kaçırdığı bir sabah namazı sonrası duyduğu pişmanlık üzerine yazmış..

Şu sıralar halen uyanamadıklarını gördüğümüz, tüm dünya devletlerinin, özelliklede islam devletlerinin yöneticilerine gelsin..

UYANIN ARTIK, GAFLETTEN UYANIN..!

Selam ve Dua ile..
Allah'a (c.c.) Emanetsiniz..
Devamını Okuyun »



"Kahrında hoş, lütfunda hoş." dercesine, sahip ol(a)madıklarının değil de sahip olduğun herşeyin kıymetini bilircesine, Allah'a şükrün bir ifadesi olarak her şeye rağmen mutlu olabilmek.. ;)


Selam ve Dua ile..
Allah'a (c.c.) Emanetsiniz..
Devamını Okuyun »



Cami imamı Abdullah hoca, bir iş için resmi dairelerden birine gider. Kendisinden TC kimlik numarası istenince, en yakın internet- cafenin yolunu tutmak zorunda kalır.

Cafenin kapısından girerken levhada yazılı isim 'fesubhânallah'lar, estagfirullah'lar çektirir hoca efendiye, hem de peşpeşe: CEN.NET CAFE

Cafe işleten delikanlıya:

- Evlâdım T.C. kimlik numarası istediler benden, yardımcı olabilir misin?

- Tabi amcacım, siz şuraya oturun, şu işimi hemen bitirip sizinle ilgilenirim.

Abdullah hoca başlar beklemeye. Böylelikle bulundugu mekânı inceleme fırsatı da geçer eline. Demek ki gençlerin girip bir türlü çıkmak bilmedikleri, internet-cafe denilen yer burasıdır. Gözüne takılan her detaydan rahatsız olarak, huzursuz bakışlarla etrafını süzer durur. Evin bodrumunda kurduğu fare tuzakları gelir aklına. Küçücük bir peynire tutsak olan fareler nasıl kapandan çıkamıyorlarsa, ayrı telden, ayrı telden oyunlara yakalanan gençlerin de buradan çıkamadıklarını düşünür. Bir 'fesubhanallah' Bir 'fesubhânallah' daha çeker ve:

- Ähir zaman fitneleri işte canım, der kendi kendine.

Hoca efendinin huzursuz olduğunu fark eden delikanlı hemen bir çay söyleyince, kendisine ikram edilmesinden memnun olur. En azından bu da bir hürmet ifadesidir. 'Aferin' derken içinden, hayıflanır, istemeden:

- Yazık oluyor bu gençlere, hayatlarını heder ediyorlar.

Boşa hayıflanmanın, vah vah demenin, bir faydası olmayacağını bildiği için, delikanlıyla hasbihal etmeye karar verir:

- Delikanlı sana bir şey soracağım ama bilmem ne düşünürsün?

- Buyurun amca, ne soracaktınız?

- Sen Allah'ı bilir misin?

Birbirine girmiş, hiçbir şekle benzetemediği jöleli saçları, her baktığında bir 'fesubhanallah' daha çektiği sakal şekliyle bu delikanlıdan aldığı cevap, hoca efendiyi pek şaşırtır.

Cafeyi işleten delikanlı gülümseyen gözlerle bakarak:

- Kul, kendisini yoktan var edip hayat bahşeden, düşünecek akıl, görecek göz veren Rabbini nasıl bilmez amca?

Hayretle sormaktan alamaz kendisini:

- Biliyor musun? Peki neyle biliyorsun Allah'ı, bana bir anlatır mısın?

Delikanlı eliyle cafedeki bilgisayarları göstererek cevap verir:

- Bu bilgisayar ile biliyorum amca.

- Bunlarla mı? Pek anlayamadım.

- Bu bilgisayarların varlığı benim nazarımda Allah'ın varlığının en açık delillerinden biridir. Bilgisayar kullananlar gayet iyi bilirler amca, böyle bir makine, ancak bir mühendis ve üstün bir teknoloji ile var olabilir. Ateistin en önde gidenine sorsan, bu zımbırtının tesadüf eseri oluşmayacağını, mutlaka birisi tarafindan yapılmış olduğunu söyler sana. Meselâ Darwin kalkıp dirilse, şu laptopu göstersen, desen ki: 'Bu alet, şu hesap makinesinin tesadüfler zinciriyle evrimleşmiş hâlidir.' Darwin bile 'çüş lan deve' der.

Abdullah Hoca delikanlının anlattıklarından hoşlanmıştır. Keyiflenir:

- Bilgisayarın kendiliğinden yapıldığını kabul etmeyen adam, onu yapan insanın yaratılmış olduğuna gelince kıvırıveriyor değil mi evlâdım?

- Bak amca, burada 20 tane bilgisayar var, bunlar bir sistemle birbirine bağlı, hepsi bir program tarafından idare ediliyor. Bu sistemi ben kurdum, burayı ben çekip çeviriyorum. Buradaki düzen benden sorulur; yani bir anlamda da farz-ı muhal, haşa, buranın Rabbi benim. Bazen oyun oynayıp, interneti kullanıp para ödemeden sıvışmaya kalkanlar oluyor. Hemen yakalıyorum onları. 'Gel bakalım! Nereye gidiyorsunuz böyle? Buranın nimetlerinden faydalanıp başıboş bırakılacağınızı mı zannettiniz? 'Paramız yok abi! ' derlerse; 'Yok öyle yağma! ' deyip cezalandırıyorum. İnternet kafeyi temizletiyorum: paspas yapıyorlar, camları silip tuvaleti temizlettiriyorum. Bir saat oyunun, internetin bedeli olur, bunun hesabı sorulur da, sayısız nimetlerle dolu koca bir ömrün hesabını sormazlar mı insana? Bir kafenin bile işlerini düzenleyen, tertip eden biri varken, koca kâinatı kusursuz işleyen bu sisteminin bir kurucusu olmaz mı? Olmaz diyenin ahmaklığını bütün noterler tasdik etmez mi?

- Vallahi evlâdım pek takdir ettim seni. Peki Allah'ı nasıl bilirsin, neye benzetirsin?

- Ben Allah'ı hiçbir şeye benzetmeden bilirim amca.

- Bunun böyle olacağını nasıl bildin evlâdım?

Delikanlı eliyle bilgisayarları işaret etti:

- Yine bunlar sağ olsun. Bu bilgisayarları yapan mühendisler başka, bilgisayarlar başkadır. Birbirlerine benzemezler. Programı yazan insan başkadır, ortaya konulan program ise bambaşka. Bilgisayarda yüklenmiş bilgiler vardır, fakat benim bilmem yine başkadır. Kamerası vardır, ses düzeni vardır ama benim gözlerim ve duyup konuşmam farklıdır.

Abdullah amca çocuğun feraset ve anlayışını çok beğenmişti. Sorduğu sorulara aldığı cevaplar, gayet mantıklıydı ve berrak bir imana işaret ediyordu. Aslında buradaki işi bitmiş, kimlik numarasını çoktan almıştı; ama muhabbete devam etmek istedi.

- Peki varlığına inandığın Rabbin için ne yapman gerektiğine dair ne biliyorsun?

- Ne yapmam gerektiğini biliyorum amca, fakat ne kadarını yapabildiğim hususunda kendimi yeterli görmüyorum.

- Ne bildiğini söylersen, neler yapabileceğine dair yardımcı olabilirim belki evlâdım.

- Neler yapmam gerektiğine dair şuradan biliyorum amca: Öncelikle, Rabbim bana bir gönül vermiş. Kendisini bilmeyi nasip edip muhabbetini gönlüme yerleştirmiş. Ben de gönlümde sadece O'na ve sevdiklerine yer vermeliyim, O'nun istemeyeceği şeyleri gönlümden uzak tutmalıyım. İkinci olarak bana verdiği dili razı olmayacağı sözlerden korumalıyım. Her zaman O'nu söylemeli, O'nu anlatmalıyım. Son olarak bana verdiği bu bedeni onun razı olacağı şekilde kullanmalı, bir gün toprak olacak vücudumu O'nun yolunda eskitmeliyim. Benim bildiğim bundan ibaret.

- Ee evlâdım daha ne yapacaksın, başka bir şey kalmadı ki!

- Efendim yapmalıyım, etmeliyim diyorum ama, bal demekle ağız tatlanmıyor ki!

Gidilecek yolu bilmek ayrı, usulüyle yolda yürüyebilmek apayrı bir şey. Yine bilgisayar tabirleriyle söylemek gerekirse, Şeytan denilen melun HACKER, benim sistemimde ki NEFS virüsünü aktif hale getiriyor. Üstesinden gelebilene aşk olsun. Etkili bir anti-virus programı bulmam lazım belki de..

- Ben biliyorum, dedi Abdullah Hoca ve ekledi: "NAMAZ"

- Eveeet amca, "NAMAZ" anti-virus programlarından birisidir. Hayat sistemine kurup, günde beş kere de bağlanırız. Böylece sürekli güncellenir.

Selam ve Dua ile sevgili gönül dostları..
Allah'a (c.c.) emanetsiniz..
Devamını Okuyun »



Fakir bir çoban, padişahın kızına aşık olmuş. Herkes "Davul bile dengi dengine, senin ne haddine padişah kızı istemek!" demiş. Bu ümitsiz sevdasını gidip memleketin meşhur dervişine anlatarak yardım istemiş.

Derviş: “Evladım, bu iş zor, vazgeç bu sevdadan." demiş.

Çoban: "Vazgeçemem! Ne olur bi çare bul!" diye ısrar edince,

Derviş: "Şehrin girişinde, tam yol ağzına otur, kim ne derse desin sadece ''Allah'' diye cevap ver.” demiş.

Çoban denileni yapmış. Günlerce, aylarca şehrin girişinde başka hiçbir kelime konuşmadan “Allah” demiş.

Derviş, yiyeceğini, içeceğini her gün getiriyormuş. “Allah” diyen genç halk arasında meşhur olmaya başlamış.

Nihayet bir gün padişah da genci merak etmiş. Dervişten genç hakkında bilgi istemiş. Derviş, gencin devrin büyüklerinden olduğunu söylemiş.

Padişah, kalkıp genci ziyaret etmiş. “Kimsin? Derdin ne? Ne istersin?” demiş ise de, genç padişaha karşı da “Allah” demekten vazgeçmemiş. Başka tek kelime konuşmamış.

Derviş akşam gencin yanına gitmiş ve "Padişah sana 'Kızımı vereyim?' diyene kadar sen ondan sakın ha bir istekte bulunmayasın!" diye tembihte bulunmuş.

Nihayet bir gün padişah tekrar gelip: “Ne istiyorsun, istiyorsan seni kızımla evlendireyim?" deyince,

Genç, dervişin şaşkın bakışları altında: “Yok” demiş ve şöyle devam etmiş; “Artık onu istemiyorum. Ben başka bir hatıra ''Allah'' dedim. Allah (c.c.) devrin padişahını ayağıma getirip, benim gibi miskin bir gence kendi kızını teklif ettirdi. O'nun hatırına "Allah" deseydim kim bilir ne olurdu? Ben bundan böyle O'ndan başkasını anmıyor ve O'ndan başkasını istemiyorum..”
Nasip edecekse kuluna kelâmının lezzetini,
Bahane eylermiş yüce Mevla padişah kızını.
Kelâmının lezzetine bahane kıl bu dünyevi aşkımı,
Ey Yüceler Yücesi, esirgeme bu kulundan ilahi aşkını...
Yâren.

Selam ve Dua ile..
Allah'a (c.c.) Emanetsiniz..
Devamını Okuyun »


Nefes almak bayramdır mesela; günün birinde soluksuz kalınca anlar insan...
Görmenin nasıl bir bayram olduğunu karanlık öğretir.

Sevilmek bayramdır mesela; günün birinde sevilmediğini görünce anlar insan...
Sevebilmenin nasıl bir bayram olduğunu ise bir türlü sevemeyen kalp öğretir.


Sahip olduğumuz değerlerin farkında mıyız dostlar ? :)

Selam ve Dua ile..
Allah'a (c.c.) Emanetsiniz..
Devamını Okuyun »

Bilişim İnsanı

"Bilgisayar Mühendisi arkadaş!

İnşallah iyi bir donanımcı, iyi bir programcı, iyi bir network uzmanı veya iyi bir sistem operatorü olacaksın. Yalnız şu mühim meseleri sakın aklından çıkarma.

Bu kâinatın öyle bir donanımcısı vardır ki, bütü mevcudatı ve içinde yeryüzünü create etmiş (yaratmış), güneşi bir power source (güç kaynağı), ayı bir system clock (sistem saati) yapmış. O power source dur ki kesintiye uğramaz ve o system clock tur ki şaşmaz ve şaşırmaz. O donanımcının ilminin ve sanatının nihayetsizliğini gösterir. Bu zât aynı zamanda öyle yüce bir programcıdır ki, şu muazzam hayat programını yazmış, yüz binlerce yıldan fazladır error (hata) verdirmeden, crash ettirmeden (kesinti veya kırılmaya uğratmadan) çalıştırıyor.

Eğer onun ne kadar iyi bir programcı olduğunu anlamak istersen, önce kendine bak. Gözünle görmediğin küçücük bir hücrene bütün kodunu save etmiş (kaydetmiş) ve yine o küçücük hücrende excute ettiriyor (icra ediyor).

Madem ki DNA’nın bir program olduğu apaçıktır ve bir program programcısız olamaz; demek ki senin programcılığın o büyük zatın programcılığına ancak bir ayna hükmündedir. Yine senin hücrelerinden oluşturduğu networkun içinde hadsiz protokollerle o hücreleri konuşturduğu gibi, seninde diğer insanlarla türlü dillerde ve protokollerde konuşabilmen için gerekli donanımını yanına vermiştir, öylece de gördürüyor, konuşturuyor ve dinletiyor ve sen etrafındaki bütün cisimlerden haber alasın diye ışık, ses gibi türlü medyayı hazırlamış kullandırıyor. Ve sen bunları keşfeder, kullanır, fakat yenisini ekleyemezsin. O halde öyle büyük bir network uzmanı zât vardır ki, senin her türlü ihtiyacını bilir ona göre teçhizatını verir. Senin network uzmanlığın ancak sonsuz ilminden sana verdiği bir küçük parça ve bir büyük nimettir.

Arkadaş aldanma!

Bu güzel dünya hayatı, bir limited trial versiyon (kısıtlı kullanım versiyonu) programdır. Görüyorsun ki elde ettiğin malı mülkü hiçbir suretle save edemiyorsun (saklayamıyorsun). Öyle ise bu kâinat yazılımını yazanı tanı. Hem hiç mümkün müdür ki bir programcı bu kadar güzel bir program yapsın ve yaptığı programda about (programların içine konulan ve programcısını tanıtan açıklama) koyup kendini tanıtmasın. Öyle ise bu kainatın en büyük donanımcısı, programcısı, network uzmanı ve sistem operatorü olan zatın, her yere işlediği about kesimlerini gör, öğren, full versiyonunu (sınırsız kullanım versiyonu) kazanmak için çalış. Unutma ki hiçbir hareketin atlanmadan dikkatlice loglar (kayıtlar) tutuluyor. Bu loglar herşeye gücü yeten o sistem yöneticisi tarafından kontrol edilecektir.

Öyleyse; hangi alanda uzman olursan ol yüce yaratıcının farkında ol, bu farkındalılıkta da uzman ol."

Bir Amerikan üniversitesinde bir profesorün mezun etmeye hazırladığı Bilgisayar Mühendisliği öğrencilerine verdiği son dersmiş bu. Hem de nasıl muhteşem bir ders..

Rabbim layıkıyla farkında olanlardan eylesin..

Selam ve Dua ile,
Allah'a (c.c.) emanetsiniz..
Devamını Okuyun »


Bu dünyada bir kişiye verilebilecek en büyük ve en güzel hediye; O'nu Mevlaya yaklaştıracak dinin inceliklerini öğretecek hayırlı bir eştir.

Anonim.

Rabbim bizleri bu güzel hediyeden mahrum bırakmasın inşaallah.. ;)

Selam ve Dua ile..
Allah'a (c.c.) Emanetsiniz..
Devamını Okuyun »